Cuma, Ocak 06, 2017

Ali 'ye




''Tımarhaneden yeni taburcu olmuş gibi hissediyorum sayende seninle konuşurken... 
Çıkış evraklarımı imzalayıp doktorlar ''tamam artık bundan sonrası bende'' diyerek çekip almışsın gibi...'' dedi adam
Kadın şaşkınlık içerisinde bakarak  ''uzun zamandır kendine bile iyi gelemezken bir insana nasıl bu kadar iyi hissettirebilirim ?'' diye düşündü...
''Kendine haksızlık yapmışsın bu güne kadar, ben bir şey yapmadım. Cevher sende varmış ben  farkındalığını arttırdım'' diyerek mütevazi davranıp önemseyemedi kendini...
Önemseyemezdi de daha önce bunu dile getiren çok kişi olmuştu böyle güzel cümlelerle olmasa da. Genelde burun bükülürdü, klasik erkek egosu altında önce övmeye sonra yermeye dayalı bir düzen vardı...
Açık konuşmak gerekirse klasik erkek taktiği diyordu içinden. Eli yüzü düzgün her kadının başına gelir, ardının gelmeyeceğinden çok emindi. 
''Kaptırma kendini'' diye uyardı kendini. ''Daha önce örnekleri var bu da sadece bir benzeri...''

Tam bu düşüncelere dalmışken ''Bir gün Tezer Özlü okurken, ona ait bir cümleyi aynı anda paylaştığına denk gelmişliğimiz var'' dedi adam.
Cevap veremedi kadın...
 Her şeyin bir anlamı olmamalıydı... Çoğu şeyi anlamlandırmaktan gelmemiş miydi  saçma sapan şeyler başına zaten.
Genelde insanları çabuk çözerdi kadın ''ne istemediklerini'' en azından... 
İnsan tahlili yapmak zor değildi, egosunu ve kibrini çabuk gösteriyordu insanoğlu, onlarla aynı dili çok çabuk konuşabiliyordu, marifet bunu sıkılmadan yapmaktaydı... 
Çok okuyan insanları seviyordu eskiden mesela, şimdi onun da ayırımnaı varmıştı, çok okuyabilir ama okuduklarından ne anlamıştı onu görmek lazımdı, okumak da marifet değildi yani. 
Sohbet uzadı günler geçti birbirlerinin cümlelerini tamamlayan iki insan oldular. Sonunda kadın dile geldi '' Biz birbirimizin içini okuyoruz bence, birbirimizin doğasında dolaşıyoruz ve bu çok sık oluyor ve işin ilginç noktası birinin içini okumaktan hiç bu kadar keyif almamıştım...''
Kendince büyük sayılabilecek bu sözler nasıl çıkmıştı bilmiyor ama rahatsız da olmuyordu...
''Hissi kablel vukuların hastasıyız'' dedi adam... 
Eskilerden bahsettiler, acılarından, geçmişte yazdıklarına baktığında kendini Gregor Samsa gibi hissettiğinden dem vurdu, Kafka aşkından bahsetti adam.
Kadın ne çok vazgeçişleri olduğunu anlattı, inceliklerini ve kırgınlıklarını anlattı ve fark ettiler ki hani,  izlediğimiz filmlerde, kitaplarda, hikayelerde rastlanırdı  böylesi olaylara, adam kızla aynı yerde bulunur hatta yan yana geçer ama görmezler birbirlerini. 
 Aynı sokaklardan geçip aynı yerlerde ayakları takılırdı bir gün arayla, bilmezlerdi... 
Aynı şarkıları dinler, gözleri dolar ve onlar gibi aynı duyguları yaşayan, anlayan yüzler ararlardı  yanlış yüzlerin ardında. 
Bir kitabı okurken aynı yerlerin altını çizerlerdi tam da benzer bir zamanda...
Elbette ki girerdi hayatlarına birileri her defasında, işte bu deyip o olmadığını anladıkları süre zarfında daha çok özlem duyarlardı birbirlerine kimi özlediklerini bilmeden. 
İste hepsinin sonunda birbirlerini bulmaları gereken noktada, artık hazırken tam da zamanı gelmişken bulurlardı birbirlerini...
Daha öncekiler olmasa birbirlerinin kıymetini hiç bilemeyeceklerdi kim bilir. 
O filmlerde ki, romanlarda ki, kitaplarda ki gibi.

Aynı dili konuşmak bir yana, birbirlerinin kusurlarını görüp kabullenmişlerdi. Bu ne muhteşem bir armağandı, kusurlarıyla sevmek, sevebilmek daha önemlisi kabullenmek birini. Kadın da adam da tek şeyden emindi, eğer birbirlerini kaybederlerse asla bir başkasıyla aynı ruha sahip olamayacak aynı cümleleri kuramayacaklardı.  Ve artık bunun değerini bilmeden geçirecekleri zerre anları olmayacaktı...


Cuma, Haziran 05, 2015

Bulanık




Biz kadınlar ilginç yaratıklarız.
Birisiyle tanışırız ve kafamızda destansı bir hikaye yazarız.
Arkadaş, dost, sevgili fark etmez.
İnandıktan sonra sıkıca sarılırız onlara, yaşanacak en güzel şeyleri hayal ederiz birlikteyken.
Hayatı acısıyla , tatlısıyla bölüşmek isteriz.
Baskısız, kavgasız dilediğince özgürlüğünü vererek, yürümek isteriz birlikte.
Bir omuz ararız güvenebileceğimiz...
Her şey güvenle başlamıyor mu zaten.

Çoğu zamanlar paylaşmayız bu hikayeleri izlemek isteriz kaderin nereye götüreceğini.
İyi ki düşüncelerimizi okuyamıyor deriz...
En güzel tarafı da okuyamaması değil mi zaten.
Oyun hamuru değil ki şekil veresin.
Değişmeden, değiştirmeye çalışmadan kabulleniriz çoğu şeyi.
Kötüye gidiyorsa uyarırız, son ana kadar bırakmayız tuttuğumuz o eli.
Ama senaryo sapmaya başlamışsa eğer, ve bu bizi üzmekten başka bir şey yapmıyorsa çıkarırız hikayeden.
Kaçıncı perdede olduğunun emin ol hiç bir önemi yok....
Eğer ki bir kadının hayatından çıkıp gittiysen o hikayenin kahramanı sen değilsindir. 
Konu tamamen kişisel.
Çünkü kadınlar zihni bulandıran hikayeleri hiç sevmezler... 
Lady Nietzsche

Cuma, Ocak 16, 2015

Bukowski'nin Yalnızlığı


Hiç yalnız hissetmedim kendimi.

Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim? ya da birkaç kişinin.

Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam.

Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim.

Ibsen’den bir alıntı yapacağım: “En güçlü insanlar genellikle yalnızdır.” Hiçbir zaman içimden, “şuh bir sarışın içeri girince kendimi daha iyi hissedeceğim,” diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, “Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?” Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey.Aptallık sadece.

Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnutum.

Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!

Eylül 1987


Blog Arşivi